Bizden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bizden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Haziran 2017 Cumartesi

Yalancı Mükemmel Dürüst Bizler...

Zamanlı zamansız sorgulamalar yaşamaya başladığımızda, büyük bir gururla hep yeni başlangıçlar yapasımız ya da başlangıçlarımızı sorgulamaya yönelme eğiliminde bulunuruz. Başlangıçları düşünür, istediğimiz gibi yorumlar yapıp; çoğu zaman olmayan gerçekliklere inandırırız kendimizi... Bazı zaman başlangıç hatalarımızdan, bazı zaman da beğenmediğimiz sonuçlardan kaçarız. Sonuç değişmese de başlangıçlar her şeyin nedenidir aslında; hep bilir ama yüzleşemeyiz....


yalanci

Yeni başlangıç yapmaya karar verme evresinde; yaşanan kaosa kendimizin neden olduğunu unutur, yeni bir şans için; yeni bir başlangıç yapmaya karar veririz. Peki neden unuturuz; her birimiz birer sırdaş olabilir miyiz? İnsanın kendine söylemekten bile sakladığı sırları olamaz mı acaba? Kendimize söylemekten çekindiğimiz sırlarımızın sonucu olarak 'unutma' sürecine geçebilir miyiz acaba? Sır tutmaktan korktuğumuz için mi yoksa çok iyi sır tuttuğumuz için mi unuturuz?  Başlangıçları sorgulama evresinde ise; her birimizin içinde kendine mükemmel yalan söyleyen dürüst karakterler çıkar birdenbire. O kadar samimidir ki o yalancı mükemmel dürüstler, farkında olmadan bizler onların hayatını yaşamaya başlar ve başlangıçların samimiyetini unuturuz.   O unutma anında devreye giren yalancı mükemmel dürüstlerin hikayeleri; gerçeklikten uzaklaştırıp başlangıçlarımızın sonunu hüsran ile noktalarlar.

Ne yazık ki bizler için yalancı mükemmel dürüstlerin hayatları ilgi çekicidir. Onların olmayan mutlulukları ile mutlu olmak yerine, kendi varlığımızı ve dürüstlüğümüzü yaşamayı başarabilmek ise çoğumuzda olmayan bir erdem... Yalancı mükemmel dürüst karakterlerimizin, hayal ürünlerinin eserlerine anlam yüklemenin anlamsızlığı ile geçirdiğimiz hayatımızın kıymetini anlayabilmek neden bu kadar zor?

Hayatın rengine takılan insanların kendilerine bir türlü renk bulamamaları ne ironik bir çelişki. Kime göre, neye göre o renk? Ya da yaşamak ile mükellef olduğumuz bir hayata renk aramak neden? Başlangıçları olduğu gibi kabul edip gerçeklikleri ile yüzleşip, içimizde beliren yalancı mükemmel dürüstlerden sıyrılırsak; mutsuzluklarımızın ve mutluluklarımızın anlamanı fark eder, hayatı b... rengi yaşamaktan kurtuluruz beklide....
Devamını Oku

12 Ocak 2016 Salı

Sultanahmet

Sadece sıradan bir gün istiyor bazen insan; sadece sessiz, sakin, huzurlu, kimsenin vaktinden önce ölmediği her hangi bir gün gibi gün... Göz göre göre, bilinçli ve sadık olarak bu hale geldik. Yıllardır bir hiç uğruna canlar yaşamlarını yitiriyor, sayısız çocuk babasız ve annesiz, sayısız anne ve baba evlatsız kalıyor. Kendimizi avuttuk yıllarca 'Vatan sağ olsun!' diyerek. Elbette vatan sağ olsun, elbette vatana giden canlar feda olsun ama hangi vatana, hangi ülkeye ve en önemlisi kime? Uğruna öldüğümüz, seve seve evlatlarımızı başımız dimdik toprağa verdiğimiz vatanda yaşamıyoruz artık, vatan sana canım feda da ama hangi vatana?
 
Avuttuk kendimizi, teröre feda ettiğimiz canlarımızın vatanı yönetenlerin elinde oyuncak oluşunu izledik sessizce, inandık; vatan diye feda ettik bizleri sessizce...  Yıllar önce terör örgütünün canlı bombası güzel şehrimin tam ortasında Levent çarşıda yaptı hain saldırısını, etrafa ölü insanlar saçılmış olduğunu gördükten sonra uzunca bir süre yürüyemedik o sokaktan... Her gün nedensiz ölen bir sürü insanın yasına ve aramızdan ayrılışlarına yetişemez olduk milletçe... Sosyal medya üzerinden yaptığımız kınamalar, sorgulamalar ve sessizce yaptığımız eylemler yetmiyor ne onlar için ne de bizler için...

Düşünüyorum bazen insanını yapan duygulardan uzaklaştığımızda kendimizi nasıl insan olarak tanımlamaya devam edebiliriz ki? Son yaşanan Sultanahmet meydanı faciasında bir çoğumuzun insan olmadığınızı düşüyorum.... Yaşananlardan rahatsızlık duymayıp olağan durum sürecine bağladığımızda, olanları olduğu gibi kabullenip, tepkisiz kalıp ya da 'ya öylemi, alıştık artık' diyebiliyorsak bizler insan değiliz...  

Keyifli bir turist kafilesi İstanbul'un tarihini öğrenmek için en nadide tarih mekanı Sultanahmet meydanında rehberleri eşliğinde öğrenmeye çalışıyorlardı; canların seve seve feda olduğu bu vatanın tarihini... Günün ve Sultanahmet Meydanı'nın güzelliğini bozan bir gürültüyle patlatıldı canlı bomba... Turist olarak gelip, ölü olarak ülkene dönmek ne kadar yakışıksız sevgili turistler, haklısınız...
 
Bir insan olarak, ülkesin seven bir vatandaş ve bir turizmci olarak  hatırladığım; Sultanhamet her zaman böyle olacaktır....
 

sultanahmet
Devamını Oku

20 Temmuz 2015 Pazartesi

Alış Veriş, Soru İşareti ve Ben

Yaklaşık 1 senedir evli, mutlu ve hayatının aşkını bulmuş bir bayanım. Perşembe günü evli olduğumuz günden beri ortak yapmadığımız hiç bir alışkanlığımız olmadığını tekrar hatırlamak durumunda kaldım keyifle... Bu duruma; spor, alışveriş, oyun, hobiler ve hatta hayatımızın belli bir bölümünü aynı iş yerinde geçirmemiz dahil. Durum hal böyle olunca; eşim ile tanışma, evlenme ve yaşadığımız hayatımızı düşündüğümde kendimize ''Buldumcuk Ailesi'' dediğim doğrudur.

Hafta sonu çok sevdiğimiz dostlarımızın düğünlerine nedime ve sadıç olarak katılacaktık. Perşembe günü eşim Damat Bey'in yanına, ben de düğün hazırlıklarını tamamlamak üzere alış verişe gittim.
 
alisveris

Hayat alışkanlıklarım gereği çok uzun süredir kendi kendime alış veriş bile yapmadığımı fark edip bütün mağazalara girip çıkarak, beğendiklerimi uzun uzun deneyerek kendi kendime bol vaktimi harcadım. Bu arada, o kadar mağazaya girip çıkmamdaki temel kural; kaliteli ve uygun fiyata eksiklerimi tamamlamaktı. Bir de aksi gibi ertesi gün bayramdı ve tüm mağazalar kapalı olacaktı. Ne yapıp edip günü iyi değerlendirmeli ve tüm eksiklerimi almalıydım. Önce severek ve kıyafetime uygun bir ayakkabı, ardından ayakkabıya uygun çanta ve son olarak bir bütünde kıyafet, ayakkabı ve çantaya uygun takılar ile kombinimi tamamlamanın gururunu yaşıyordum.

 
Ev ekonomisi gereği ne kadar harcadığımı hesaplarken bir fincan yorgunluk kahvesini kendime hak gördüm. Her ne olduysa hesaplama yaparken, elimde kalan naktimin ve çok sevdiğim kombin için harcadığım para ile aynı oranda olmadığını fark ettim. O kadar uygun fiyata aldığımı sandıklarımın birden daha pahalı olduklarını fark edip, bu dengesizliğin nereden kaynaklandığını hızlıca düşünmeye başladım. Günü hızlı bir şekilde gözümün önünden geçirdiğimde takıları alırken hatırı sayılır bir meblayı takı dükkanından almadığım gözümün önüne geldi. Evime gitmek üzere yola koyulduğum anda geri dönmek her ne kadar beni üzse de, emek harcadığım o, ev ekonomisi meblasını orada bırakacak değildim. Haklı olarak konu ile alakalı takıcıda anlaşamadık, kendisinden kasasını saymasını rica ederek nezaketimi koruyordum. ''Kasanız yok mu, bir baksanız?'' dediğimde  ''Yok hanfendi, biz al gülüm ver gülüm çalışıyoruz'' dedikten sonra onun hesabına güvenmem imkansız hale gelmiş, yarım günümü harcayarak aile ekonomisi yaptığım hatırı sayılır paramı orada bıraktığımdan emin olmuştum. İçimden; ''Hanfendi değil, 'Hanımefendi' denir'' demek geliyordu.  Artık her ''Hanfendi bak'' dediğinde ağzının ortasına bir tane patlatmak isteyip, içimdeki o isteği bastırıyorum. Adaletli düşünce kapsamında o, parayı vermediyse; ben de almamıştım. Yani ortak olarak haksızdık. Israrlı bir şekilde bekledikten sonra kendisinin de değer yargılarından olsa gerek ''Ben parayı saydım, ben de fazla yok ama buyrun'' diyerek parayı uzattı. Al gülüm ver gülüm çalıştığından ben hala kendime güveniyordum. Kendisine anlayışı için teşekkür ederek oradan ayrıldım fakat bir yandan da kasasında fazlalık olmaması beni rahatsız etmişti. Kafamın içinde düşünceler ve sorular birbirini kovalarken parayı başka bir yere koyma ihtimalime istinaden bir kahve daha içmek için oturdum. Elimde yarım günümü harcadığım, aile ekonomisi yapmak için kaç dükkan gezdiğim, bir aşağı bir yukarı yürüyerek edindiğim yeni eşyalarımı harıl harıl kurcalamaya başladım.

Her baktığım poşeti, poşet içine koyarak karışmamaları için yere koydum. Tekrar, tekrar, tekrar baktım ama yoktu. Hafızamı son kez kontrol ederek parayı takıcıdan almadığıma emin olarak evime gitmek üzere yola koyuldum. Evime yaklaşmak üzereydim ki; elimde bir şeylerin eksik olduğunu fark ederek sağıma, soluma, çantama bakmaya başladım. Kontrol ettiğim ve tüm gün emek harcadığım her şey, o kahve içtiğim yerde kalmıştı. Koşar adımlarla geri dönüp poşetlerimi almak üzere yola koyuldum. Bir yandan yürüyor, bir yandan da; ''Adamın hakkı bana geçti, acaba adam mı haklıydı, kesin adamın hakkı geçti, hesapla; şu, bu, o, bu kadar, o kadar; ulan tam adamdan yaptığım alış veriş ve harcadığım kadar paraya mal olur poşetleri bulamamam kesin adamın hakkı geçti, mübarek günde alamın ahını mı aldım, acaba poşetler orada mı hala, ya yoklarsa, aldıklarımın devamı yoktu, nereden bulacağım devamını ,hem de her yer kapandı onu bırakta adamın hakkı mı?'' diyerek kendimi sorguluyordum. Vardığımda nefes nefese kalmış kafamdan geçenleri susturmaya çalışırken poşetlerin bıraktığım yerde olmayışıyla tüm düşüncelerimin haklılığı ile zavallı gözler ile garsona poşetleri sorabildim. Anlık bir korku yaşadıktan sonra poşetler garsonun elinde gelince rahat bir nefes alım. Kimsenin hakkı kimseye geçmedi sanırım...
 
Tekrar ve son kez evime dönüş yoluna girmiş, kendi kendime günün sorgusunu yapıyordum. Eşimle paylaşımlarımız o kadar çok artmış ki; eskiden kendi kendime yaptığım alışkanlıklarımı bile tek başıma yapmaz hale gelmiştim. Paramın üstünü almayı unuttum, aldıklarımı unuttum, yetmezmiş gibi tüm süreçte tüm hayatımın felsefesini yapıp; ''Adamın hakkı bana geçti mi, geçmedi mi? Geçtiyse bu kadar mı çabuk mu çıkar? Zaten bana benim olmayan yaramaz!'' yavaş adımlar ile evime yürürken; son yorgunluk kahvesinin kokusu evimin mutfağında oluşmuş, sevgili kızım Düşes Hanım'ın mırıltıları ile sakinleşmeye başlamıştım bile...
Devamını Oku

18 Haziran 2015 Perşembe

Elektarlar Nerde?

Gün geçmiyor ki başımıza enteresanlıklar gelmesin... Gün geçmiyor ki anı zulh eden olaylar yaşanmasın...Gün geçmiyor ki 'Ah bee' diye hayıflanılmasın... Gün, gün, gün geçmiyor ki....

Hayatımızın kırılma noktalarını yaşadığımız günlerden biri dündü... Her şey alehimizde istediğimizden daha güzel bir hal almış, ödüllendirildiğimizi düşünüp, hak etme hazzını yaşıyorduk. Gururluydukta diyebiliriz aslında... Gün heycanından ve kutlanması gereken haber sayesinde enerji patlaması yaşamış gibi durmadan konuşup sohbet ediyorduk. Anı ve günü paylaşmak için aile büyüklerimiz ile kısa bir zaman dilimi geçirdik. Zaman darlığı ile hepsini göremeden günü kutlamak üzere yola çıktık.

anahtar

Çok sevdiğimiz bir arkadaşımızın yeni görev yerinde seramonik olarak yapılan bir kutlamaya davetliydik, bu seromi aynı zaman da bizim özel olan günümüzü daha da keyifli hale getirmişti. Kutlamaları birleştirme hazzı ile güzel bir yemekle günü ödüllendirdik, sevdiğimiz kişiler ile keyifli vakit geçirmekte bonus oldu. Sohbetler, anılar birbirini kovaladı derken saati oldukça ilerlettiğimizi fark edip yakın evimize varmak üzere yola çıktık. Bu zamana kadar kusursuz devam eden gün; kapı önüne geldiğimizde;

-Elektarlar?
-Elektarlar?
-Elektarlar nerede?
-?....

Evet, olmayacak bir şekilde evimize ait olan 2 elektar da ofislerimizde kalmıştı ve saatin 00:30 göstermesi nedeniyle ulaşma şansımız yoktu. Uzun zamandan beri kendimizi aynı anda hiç o kadar boş hissettiğimizi hatırlamıyorum.

Genelde hayatı paylaştığı kişi ile uyumlu bir profil seçen ben, her kelimemi an itibariyle özenle seçiyordum. Nezaketi elden bırakmayan sevgili eşim yaşanan durumun boşluğu ile ufak ufak nasıl olur böyle birşey sinyalini vermeye devam ediyordu. An itibariyle ayağımda bulunan topuklu ayakkabılara rağmen kendimi ufacık hissediyordum. İyi tarafından bakmak işime geliyor durumda olsa da ağzımdan çıkan hatalı bir kelime karşımda duran beyfendi profilini çileden çıkarta bilirdi.

-N'olcak şimdi?
-?
-Çilingir?
-Bu saatte?

Hata payının büyüklüğünü tabiki kendimde arıyordum. Öncelikle ben bir bayandım ve yuvayı dişi kuş yapar sözleri ile büyümüş bir toplumun parçasıydım. Dişi kuş yuvayı yapmak için önce kapıdan içeri girmeli ama elektarları minnacık çantasına sığdıramayan, süsü bozulmasın, koyacak yer problemi olmasın diye elektarları almayan bir dişi kuştum ben! Yetmezmiş gibi bunu da o çok sevdiği sevgili beyfendi eşi ile paylaşan bir dişi kuş. Neresinden çeksem elimde kalan bir durumda dişi kuşluğumdan adeta utanır hale gelmiştim. Şaka şaka o kadar yüklenmedim kendime, olumlu kısmından bakmaya niyetliydim ama beyfendi eşimi çizgisinden çıkartmamak adına susuyordum.

-Annelere gidelim bari...
-En mantıklısı bu saat için...
-Anne, biz şey gün çok güzel geçtide ama elektarları ofislerde unutmuşuzda, şimdi uyudunuz mu, yola çıktıkta biz gelip sizde kalabilir miyiz bu gece, ayy kıyamamm rahatsız ettik bu saatte, tamam annecim.

Bizler için hem enteresan, hem anı zulh eden, hem de 'Ah bee' dedirten cinsten bir gün sonu olmuştu. Gecenin bi yarısı mecburiyetten de olsa yanların uyumak zorunda olduğumuz sevgili ailemiz için ise; bir o kadar güzel, bir o kadar mutlu, bir o kadar komik ve bir o kadar da 'yok artık' dedirten cinstten bir gün olmuştu. Geçirdikleri 10 dk ile gün boyu yetinememiş olmaları sinerjik bir şekilde tüm geceyi bizler ile geçirmenin keyfine eş değer olmuştu.

Hepsi tamam da peki bu elektarlar nerede sorusunun yanıtı ise;

https://www.youtube.com/watch?v=hyAzAQu6LDE

Yorumsuz yorum....
Devamını Oku

17 Haziran 2015 Çarşamba

Mükemmel Zamanlama; Merhaba...

Her hangi bir günün her hangi bir anıydı aslında.... Gün de sıradandı, zaman da sıradandı, yer de sıradandı, yapılan da sıradandı, ben de sıradandım, aslında o da sıradandı; taa ki yanıma gelene kadar... Peki nasıl oldu da bütün sıradanların toplandığı her hangi bir gün özel oldu?

Yoğun süreçler yaşıyordum, güzel bir hayatım, sevdiğim işim, başarılı bir kariyerim ve mükemmel bir ailem vardı. Hayatın yorgunluğuyla olsa gerek çok sevdiğim işim ve iş yerimde, yaşamadığım sorunlardan sorunlar çıkartıp kendimi mutsuz etmeye başlamıştım ve sanırım bu konuda da gayet başarılıydım. Başarımın kanıtını ise; kabul edilmeyen istifam ile belgelendirmiştim. 3 gün kadar yanan devrelerimi tamir etmek üzere çok sevdiğim genel müdürüm tarafından ödüllendirildim. O kadar yorulmuşum ki sadece uyuyarak geçirdiğim üç günün ardından tazelenmiş olarak işe geleceğim ilk gündü...

Her hangi bir gün gibi kalktım, her zaman ki gibi önce kahvemi içtim ve makyajımı tamamladım, her zaman gittiğim yoldan yürüdüm, her zaman ki gibi yeni kıyafetlerimi aldım, her zaman ki gibi üzerimi değiştirip işimin başına geldim. Her hangi bir günün her hangi bir anıydı işte... üç gün boyunca depolanan enerjinin tek günde tüketeceğimi bilmediğim her hangi bir gündü. Yaşanan yoğunluk nedeniyle iş bölümü yapmak durumunda kaldık, kaostan göz gözü görmüyordu. paylaşım yapılmadığı takdirde günü bitirmek pek mümkün görünmüyordu. Tesadüf bir grubu ben seçtim ve hazırlıklarını yapmak üzere tüm detayları üzerinde operasyona kadar uzmanlaşmış olmam gerektiğini biliyordum. Gelen konuklar ile ne yaptığımı bilmez bir halde oradan oraya koşarken;

         -Merhaba, anahtarları alabilir miyim?
         -Hangi anahtarları?

Sözcükleri ile başlayan bir sohbet nereye gidebilir ki? Şansa da seçtiğim grubu getiren kişiymiş... Mükemmel bir zamanlamayı az daha felaket bir zamanlama haline getirmekten kıl payı kurtuldum. Durumun sersemliği ve yoğunluğunu unutup yaptığım potu tamir etmeliydim, hizmeti veren tarafta görevliydim. Alınan anahtarlar ile başlayan sohbet sayesinde tüm hayatımın değişebileceğini nereden bilebilirdim ki?

Grubu gönderdikten sonra hoş bir akşam yemeği yiyebildik, enteresan şekilde karşımda oturan nezaketli adamı tanıyordum sanki yıllardır hem de onu tanıyalı sadece 7 gün olmuş olması ve henüz ilk sohbetimizi yapıyor olmamıza rağmen... Her şeyin aynı olduğu monoton bir günde merhabası ile farkında olmadan hayatımı değiştirmişti. Günler hızlı geçerken hiç ara vermeden yemekler, sohbetler, eğlenceler, davetler ardı ardına geldi biz de farkında olmadan. Onu görmeden gün başlamıyordu, onu görmeden gün bitmiyordu benim için... Her gördüğüm de yine görmek için özlüyordum onu.

Çok az görüşüyormuşuz gibi o akşam da dışarı yemek yemek üzere çıktık, hiç beklemediğim bir anda beklemediğim bir şekilde hayatlarımızı birleştirmek üzere karar aldık. Benim adıma ne kadar mutludur ki ve ne kadar utanç vericidir ki; heyecandan neler söylediğini hatırlayamıyorum. Hem mutluluk, hem de utanç birbirine tezat bu iki duygu aynı anda nasıl yaşanırmış öğrenmeme neden olan o gece; artık onun da hayatı değişmişti...

Prosedür dışı olan bir çift olduğumuz anlaşılmış olsa da; alt tarafı anahtar denen her hangi bir şey sayesinde 13 aylık sevgilim, 10 aylık eşime mükemmel zamanlamada bana dediği 'merhaba' için tekrar teşekkür ederim.
Devamını Oku